En Çok Ben “İnovatifim”!

Gittiğimiz her yerde, katıldığımız her etkinlikte, hayatımızda hiç ummayacağımız konularda hep  inovasyondan bahsediliyor, peki ne bu inovasyon ya da nasıl inovatif olunuyor?

Gece yatıp sabah uyandığımızda inovatif olarak mı uyanıyoruz?

Kimsenin bilmediği bir hapı var da onu içince mi oluyor?

Bulaşıcı da inovasyon lafını duyan herkes bundan mı etkileniyor?

İş ortamlarında inovatif olmak bunu dile getirmek bu kadar “cool” iken, inovasyon yapmadan, hayatlarımızda toplu iğne ucu kadar bir değişime gitmeden nasıl oluyor da hepimiz inovatif olmayı bir görev gibi üzerimize alıp kendimizi anlatırken inovatifim diyebiliyoruz?

İnovasyon çok heyecanlı birşey değil mi? Belki de o nedenle hepimiz “inovatif” olarak konumlandırıyoruz kendimizi, ama şimdi bir durun ve 2 saniye inovasyonun sizin için ne anlama geldiğini düşünün. Kimilerimizin ilk aklına gelenler “akıllı” icatlar, kimimizin aklına ampul ya da telefon geliyor. Peki hiç düşündünüz mü aslında inovasyon ne?

Bu konuda o kadar çok soru var ki “aslında nedir bu inovasyon ya!” diyerek hemen derin bir araştırmaya girdim, kaynaklara baktığımızda inovasyonun tanımı konusunda uluslararası düzeyde kabul gören kaynakların başında OECD ile Eurostat’ın birlikte yayınladığı Oslo Kılavuzu’nun geldiği bilgisine ulaşıyoruz.

10 Mart 2005 tarihli  Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) 11. toplantısında “Frascati, Oslo ve Canberra Kılavuzlarının tüm kamu kurum ve kuruluşlarında Ar-Ge istatistiklerinin toplanması, Ar-Ge ve Ar-Ge desteği kapsamına giren konuların belirlenmesi ve ilgili diğer hususlarda referans olarak kullanılmasına” karar verildiği karşımıza çıkıyor.

Kılavuzun 2005’te yayınlanan, 2006’da Türkçeleştirilerek basılan ve halen yürürlükte olan sürümünde inovasyon aşağıdaki şekilde tanımlanıyor (Oslo Kılavuzu, sayfa 50);

“Bir (inovasyon) yenilik, işletme içi uygulamalarda, işyeri organizasyonunda veya dışı ilişkilerde yeni veya önemli derecede iyileşltirilmiş bir ürün (mal veya hizmet), veya süreç, yeni bir pazarlama yöntemi ya da yeni bir organizasyonel yöntemin gerçekleştirilmesidir.”

Yani aslında öyle “ben inovatifim” diye söylemek inovasyonun kendisi için yeterli olamıyor malesef. Kişisel hayatlarımızda ve iş dünyasında hemen hepimiz yaşamımızı idame ettirirken içgüdüsel olarak statükoyu korumaya yönelik hareket ediyoruz ya da varolanın üzerine çok az geliştirme yapıyoruz. Bu noktada karşımıza zorlayıcı bir takım durumlar çıkmadıkça da “güvenli alan” dediğimiz yerden çıkıp risk alamıyoruz. Ama sayıca çok az olsa da aramızdan birileri çıkıyor ve baktığımız yere başka bir açıdan bakıyor, görmezden geldiğimiz birşeyi görüyor,  kaçırdığımız noktaları yakalıyor ve ezberleri bozuyor. İşte bu noktada inovasyon için ilk tohum atılmış oluyor.

İnovasyon dünyaya değer katan, birşeyi daha iyi yapan, bir şeyi daha ucuz, daha kullanılabilir, daha efektif yapan, birilerine yüksek tatmin sağlayan ve ticarileştirilebilen birşey. Yani sadece bir düşünceden bahsetmiyoruz, eşitliğin bir tarafında inovasyon varsa diğer tarafında bir fikirden, ve bu fikrin ticarileştirilmesinden, bir mal/hizmet sürecine, pazarlama sürecine dönüştürülmesinden, bu süreci daha da geliştirerek dünyaya nasıl değer katacağından, nasıl sıradışı bir hale getirebileceğimizden ve böylelikle diğerlerine nasıl ilham verebileceğimizden bahsediyoruz. Tabi bunu icatlarla karıştırmamak gerek, ikisinin arasında çok ince bir çizgi var. İcatlar daha önce olmayan bir şeyin ortaya konulması ve ekonomik açıdan getirileri olan birşeyken inovasyonda kavramsal düşünme, fikir ve ticarileştirme süreçleri yer alıyor.

Geçmişten bu güne baktığımızda,

  • Walt Disney’in (art of animation) animasyonlardan günümüze gelen serüveni,
  • Elektriğin ilk kez kullanıldığı “Claude Chappe” tarafından icat edilen ve daha sonra geliştirilen telgrafın zamanın teknik olanaklarının artmasıyla gelişmesi ve 1835’te “Samuel Morse” tarafından ilk elektromıknatıslı telgrafın yapılması, sonrasında ise elektrik akımı ile mesaj iletmeye ve günümüzde iletişimde kullandığımız pek çok araca kadan giden süreç,
  • Sony tarafından piyasaya sürülen müzikçalar “Walkman”in evrilerek Apple’a ait mp3 çalan Ipod’a evrilmesi ve belki de günümüzde Spotify, Apple Müzik benzeri müzik dinlemeye yarayan tüm kaynak ve araçların geldiği noktaya,
  • Dünyada satışa sunulan ilk cep telefonu Motorola DynaTAC 8000X, sonrasında Nokia açılımı ve telephone yeni bir boyut kazandıran Apple Iphone,
  • Elon Musk’ın HyperLoop’u ya da geçtiğimiz haftalarda tanıttığı elektrikli tırı (otonom tırları)

verilebilecek inovasyon örnekleri olarak sıralanabilir.

Özellikle belirtmeliyim ki Elon Musk bu listenin içinde benim için çok değişik bir yerde.

Şimdi bütün bunlar çerçevesinde durup 2 saniye daha düşünelim; inovasyon çok heyecan verici birşey değil mi? 🙂

Konuya girerken sorularla başladım ve yazımı bir soruyla noktalıyorum çünkü bazı soruları sadece doğru cevap almak için sorarız. Bazılarını ise değerli olduğu için, çünkü aslında ona verilen hiçbir yanıt doğru değildir.

Yazımı okuduğunuz için teşekkürler, yorumlarınızla beni besler ve düşüncelerinizi paylaşırsanız çok mutlu olurum.

Sevgiler.

Görsel: Designed by Dashu83 / Freepik

2 Comments Kendi yorumunu ekle

Yorum